reklam

Çine Dügün Tv Burada


Pakistanlı Dr. İşân Hüseyni yaptığı

Yazar Ahmet Girgin 8 Haziran 2017 Perşembe 0 yorum
Pakistanlı Dr. İşân Hüseyni yaptığı büyük hizmetlerden dolayı ödül almak için uluslararası bir konferansa gidiyordu. Uçağa bindi.
Ancak havada bir arıza olmuş ve yıldırım çarpması sonucu uçak en yakın havaalanına inmek zorunda kalmıştı.

Bir sonraki uçak 16 saat sonra kalkacaktı. Sinirlendi ve "O toplantıya muhakkak yetişmem lazım. 16 saat bekleyemem" diye bağırdı.
Görevliler gideceği şehrin 6 saat uzaklıkta olduğunu ve isterse araba kiralayarak gidebileceğini söylediler.

Acele yola çıktı ama aksilik bu sefer de yolda şiddetli yağmurdan göz gözü görmez olmuş ve selden dolayı araç gidemez olmuştu.
Yol kenarında eski bir evin kapısını çalıp hızla içeri girdi. Yaşlı bir kadın içeride oturuyordu. Süratle ona "Telefonu verir misin telefon etmem lazım" dediğinde kadın tebessüm ederek dedi ki: "Görmüyor musun evladım ne telefonu. Burada ne telefon ne de elektrik var. Geç az dinlen, yemek ye, çay iç sonra düşünürsün bu işleri"

Adam çaresiz az ısınarak yemek yedi ve çayını yudumlarken yaşlı kadın namaz kılıp uzun uzun dualar etti.

Dikkatle baktığında kadının bir beşiği salladığını ve beşikte çok küçük bir bebeğin hareketsiz durduğunu gördü.
"Kimin bu bebek anacığım? Hayırdır bu kadar uzun ağlayarak dua ettin"

Yaşlı kadın:
"Hem annesi hem de babasından yetim olan torunumdur. Ağır hastalığı var. Bölgedeki hiçbir doktor çaresini bulamadı. İşan Hüseyni adlı bir doktor var. Çaresi ondadır dediler. Ancak çok uzakta olduğundan birkaç gündür Allah'a dua ediyorum ki Allah bu bebeğin işini kolaylaştırsın.

- Doktor Hüseyni ağlayarak dedi ki "Kalk anacığım. Allah senin duanı kabul etti. Senin duan yıldırımlar çaktırıp uçağı yere indirdi. Seller akıttı ve sonunda beni size ulaştırdı. Dr. İşan Hüseyni benim.
Allahın kullarına böylece isteğini ulaştıracağına kalpten iman ettim. Bütün yollar kapanınca yeri göğü yaratana sığın. Onun iltiması dua"

OKUDUYSAN BEĞEN BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞ !
Devamını Oku...

MUTLAKA OKUYUN...

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
500 kişi bir seminerdeydi. Birden konuşmacı durdu ve bir grup çalışması yapmaya karar verdi. Herkese bir balon vererek başladı. Herkes gazlı kalemle balonuna adını yazmalıydı. Sonra bütün balonlar toplandı ve bir odaya kapatıldı.

Katılımcılar odaya alındı ve 5 dakika içinde üzerine isimlerini yazdıkları balonu bulmaları söylendi. Herkes deli gibi kendi adını aramaya başladı, insanlar çarpıştılar, bir birlerini ittirdiler, tamamen bir kaos ortamı oluştu.

5 dakikanın sonunda kimse kendi balonunu bulamamıştı.

Konuşmacı bu sefer herkesin bir balon almasını ve üzerinde adı yazan kişiye o balonu vermesini söyledi. Bir kaç dakika içinde herkes kendi balonuna kavuşmuştu.

Konuşmacı dedi ki: "Yaşamımızda bunu görüyoruz. Herkes deli gibi mutluluğu arıyor ve nerede olduğunu bilmiyor. Bizim mutluluğumuz başkalarının mutluluğunda gizlidir. Onlara mutluluk verin; sizinki size gelir. Ve insanların yaşam amacı da budur.. Mutluluğun peşinden gitmek.

(Okuduysak başkaları da okusun diye paylaşalım)
Devamını Oku...

YANLIŞ BİLİNEN ATASÖZLERİ VE DEYİMLER

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
1. "Güzele bakmak sevaptır" değil, "Güzel bakmak sevaptır"
2. "Azimle sıçan duvarı deler" değil, "Azimli sıçan(hayvan olan) duvarı deler"
3. "Göz var nizam var" değil, "Göz var izan var"
4. "Aptala malum olurmuş" değil, "Abdal'a malum olurmuş"
5. "Kısa kes Aydın havası olsun" değil, "Kısa kes Aydın abası olsun" (Aba bir giysidir ve Aydın efesinin abası kısa ve dizleri açıktır)
6. "Su uyur düşman uyumaz" değil, "Sü uyur düşman uyumaz" (Sü: asker)
7. "Saatler olsun" değil, "Sıhhatler olsun" (Sıhhat: sağlık)
8. "Su küçüğün söz büyüğün" değil, "Sus küçüğün söz büyüğün"
9. "Elinin körü" değil, "Ölünün kûru" (Kûr: mezar, gömüt)
10. "Geçti Bolu'nun pazarı, sür eşeği Niğde'ye" değil, "Geçti Bor'un pazarı, sür eşeği Niğde'ye" (Bor: Niğde'nin ilçesi)
11. "Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz" değil, "Ane gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz" (Ane: Bağdat'ta bir uçurum. Yar: uçurum)
12. "Haydan gelen huya gider" değil, "Hayy'dan gelen Hu'ya gider" (Hayy, Hu: Allah'ın isimleri)

(PAYLAŞARAK DOĞRULARI YAYABİLİRİZ)

Devamını Oku...

OKUMAYAN GERÇEKTEN PİŞMAN OLUR

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Mısırlı bir adamın kalp hastalığı vardı. Doktorlar hastalığının çok ağır olduğunu, ameliyatın yalnız yurtdışında yapılabileceğini söylediler. Adam zaman kaybetmeden Londra'ya gitti ve kendine iyi bir doktor buldu. Doktoru hastalığının ağır olduğunu ve ameliyat olursa da %1 yaşam şansı olduğunu söyledi. Adam ne yapacağını bilemedi. Düşündü taşındı ve doktora ameliyattan önce memleketine dönerek, vasiyetini yazacağını, işlerini yoluna koyarak on günün içinde geri geleceğini söyledi.
Adam memleketine geldi, on günün içinde düzene koydu herşeyi, yakınlarıyla helallaşıp evden ayrıldı. Yolu Pazarın karşısından geçiyordu. Pazarda bir kasap etlerin kötü yerlerini ayırıp çöpe atıyordu. Bir taraftan da genç bir kadın kasapın çöpe attığı etleri topluyordu. Kadına yaklaştı, etlerin kötü kısımlarını neden çöpten topladığını sordu. Kadın utanarak beş çocuğu olduğunu, çocuklarının yalnız yılda bir kez Kurban bayramında et yediklerini söyledi. Adam duyduklarına çok üzülmüşdü. Kasaptan 5 kilo et alıp kadına verdi, sonra ise kasabın her ay bu kadına 5 kilo et vermesi içi 5 yıllık et parasını önceden ödedi. Kadın gözleri yaşlı ve sevinç içinde ellerini göğe açarak; Allah'ım.. dedi. Sen bu adamın bütün zorluklarını kolaylaştır..
Kadın içten öyle dua etmişti ki duası bütün Arş'ı salladı..
.. Adam Londra'dakı hastaneye gelmişt. Ameliyyat öncesi yeniden muayene olunması gerekiyordu. Muayene eden doktor şaşırmış durumdaydı, üç kez yeniden adamı muayene etti, sonra adama bakarak: "Bu bir mucize, kalbin tam sağlam." dedi.
.. Adam kadının onun için ettiği duayı hatırladı ve doktora; - "Mucize değil, bir kadının gözyaşları sebebi ile Allah'ın verdiği şifadır bu." dedi.
Taberani : Peygamber Efendimiz buyurdular:
''Mallarınızı zekatla koruyunuz. Hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz. Belaları da dua ile karşılayıp savınız.''

PAYLAŞALIM HERKES OKUSUN
Devamını Oku...

BOŞANMAKTAN VAZGEÇİREN OLAY...

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
“Eşimle 6 yıllık evliyiz. 2 yavrumuz var. Aramızda belli bir problem yoktu. Sadece soğukluk vardı. Yıllardır eşimin sevgisini hiç hissedemedim. Ben onu çok seviyordum ama karşılık bulamıyordum. Çok uğraştım ama bir türlü düzelmedi.
Bir gün eşim artık boşanmak istediğini söyledi. “Neden diye sordum. Sorun ne? Beğenmediğin yanım nedir? Bilmek istiyorum”
“Bilmiyorum” dedi. “İçimde anlam veremediğim bir soğukluk var sanki. Isınamıyorum bir türlü”
Tamam dedim ve o gün boşanmaya karar verdik. Sonra düşününce bunun şeytandan olabileceği aklıma geldi. Allah Rasulü (s.a.v) Bakara suresi okunan eve şeytanın giremeyeceğini haber vermişti.
‘Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz! Muhakkak şeytan, içinde Bakara Suresi okunan evden kaçar!’ Müslim 780/212, Tirmizi 3036
Ertesi günden itibaren 3 gün boyunca Bakara suresini sesli olarak açıp dinledim ama eşime bir şey demedim. Bu arada boşanma sonrasını konuşmaya devam ediyoruz.
3. gün eşimi işe yolladım ve yine Bakara suresini açtım. Saat 11 gibi sure bitti. 12 civarı eşim aradı ve: “Akşam boşanma işini yeniden konuşalım” dedi.
Akşam oldu. Yemeğimizi yedik. Eşim bana dedi ki; “Bugün bana bir şey oldu. Sanki karanlık bir kuyudaydım ve o kuyudan çıktım. Bir düğüm çözemediğim ve o düğüm çözüldü” Beni çok sevdiğini söyledi. Af diledi. Sanki o gitmiş yerine bambaşka biri gelmişti.”
Allahu ekber!
Nasıl ağlamayalım, kalbimiz nasıl coşmasın kardeşlerim. Bu Kur’an bir şifa kitabı. Her ne sıkıntınız varsa ona deva. Yeterki hakkıyla iman edelim. Yeter ki ihmal etmeyelim, unutmayalım Rabbimizi.
Ve düşündüm; Bir evde sürekli haram görüntüler izleniyorsa, sık sık klipler, çirkin sözlü müzikler dinleniyorsa, o evde Allah’a secde edilmiyor, Allah’ın zikri geçmiyorsa, Kur’an tozlu raflarda kalmışsa, o evi şeytanlar mesken tutmaz mı? Bir evde huzursuzluk varsa, çocuklar çok hırçınsa lütfen kapatın o çirkin kanalları. Klipleri, müzikleri kapatın. Evinize huzur veren bir şeyler yapın. Namaz kılın, Allah’ı sık sık zikredin. Sesli Kur’an dinleyin.
Fe firrû ilâllâh! Allah’a koşun, Allah’a sığının!

Okuyup ibret alanlar olur, bir kez paylaşalım...
Devamını Oku...

ÖLDÜKTEN SONRAKİ SESLER KESİNLİKLE OKUYUN

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
 Ruh bedenden ayrıldıktan sonra ona gökten üç ses gelir; onlar sırası ile şöyledir:
“Ey insanoğlu!
Dünya mı seni bıraktı, sen mi dünyayı bıraktın?
Dünya mı seni topladı, sen mi dünyayı topladın?
Dünya mı seni öldürdü, sen mi dünyayı öldürdün?”
• Ölen kimse, yıkanacağı yere konduğu zaman da gökten üç ses gelir ki; onlar da sırası ile şöyledir:
“Ey insanoğlu!
Hani nerede güçlü bedenin, şimdi ne kadar da zayıfsın!
Hani nerede güzel konuşman, şimdi ne kadar da suskunsun!
Hani nerede duyan kulakların, şimdi ne kadar da sağırsın!
Bu ses, şu cümle ile bağlanır:
“Hani, seçkin dostların neredeler, ne kadar da yalnız kaldın!”
• Ölen kimse, kefenlendiği zaman da yine gökten üç ses gelir ki onlar sırası ile şöyledir:
“Ey insanoğlu! Eğer Allah’ın rızasına sahip isen, ne mutlu sana. Eğer Allah’ın dargınlığını almışsan, vay haline!
Ey insanoğlu! Eğer yerin cennet ise, ne mutlu sana. Eğer yerin cehennem ise vay haline!
Ey insanoğlu! Uzun bir yolculuğa çıkıyorsun, azığın da yok. Evinden çıkıyorsun, bir daha da oraya dönmeyeceksin. Hem de sonsuza kadar. Dehşetlerle dolu bir eve gidiyorsun.”
• Ölen kimsenin cenazesi taşınmaya alındığı zaman yine gökten üç ses gelir; bu sesler de sırası ile şöyledir:
“Ey insanoğlu!
Eğer amelin hayırsa, ne mutlu sana.
Eğer tevbekâr olmuşsan, ne mutlu sana.
Eğer Allah'a itaatkâr olmuşsan, ne mutlu sana.
• Ölen kimse, cenaze namazı kılınacağı yere konduğu zaman da gökten üç ses gelir, o sesler de sırası ile şöyledir:
“Ey insanoğlu!
Şimdiye kadar işlediğin her işini, şu anda göreceksin.
Eğer işlerin hayır ise, hayır göreceksin.
Eğer amelin şer ise, şer göreceksin.”
• Ölen kimsenin cenazesi kabir ağzına konduğu zaman gökten üç ses daha gelir ki; bu sesler sırası ile şöyledir:
“Ey insanoğlu!
Ömür boyu çalıştın, bu batak için ne hazırladın?
Zengin halinden, bu fakirlik gününe ne taşıdın?
Bu karanlık yer için, nasıl bir aydınlık getirdin?”
• Ölen kimse, kabrine konduktan sonra da yerden üç ses gelir; bu sesler de sırası ile şöyledir:
“Ey insanoğlu!
Sırtımda iken gülüp oynuyordun; şimdi içimde ağlayacaksın.
Sırtımda iken sevinçli idin; şimdi içimde üzüleceksin.
Sırtımda iken konuşuyordun, şimdi suskun olacaksın.”
• Ölen kimseyi insanlar kabrinde yalnız bırakıp gittikten sonra, Yüce Allah şöyle buyuracak:
“Ey kulum, şimdi tek başına yalnız kaldın. Herkes, seni bu kabir karanlığında bırakıp gitti. Halbuki sen onlar için bana karşı gelmiştin!
Bugün ben, sana öyle merhamet edeceğim ki, insanlar buna şaşıracaklar. Çünkü ben sana bir ananın çocuğuna olan şefkatinden daha şefkatliyim.”

PAYLAŞALIM HERKES OKUSU
Devamını Oku...

NAMAZ KILMAYANLARIN ÇEKECEĞİ 15 CEZA

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
'' Kim namaz kılmaz ve namazı hafife alırsa ALLAH o kişiyi 6 sı dünyada, 3 ü ölürken 3 ü kabirde 3 üde kabirden çıkarken 15 şeyle cezalandırır. "
DÜNYADAKILER
1-Ömrünü kısaltır
2-Salihlerin simasını yüzünden alır
3-Yaptığı hiçbir amele sevap vermez
4-Duası ALLAH c.c katına çıkmaz
5-Dünyadaki bütün mahlukat ona buğz eder
6-Salihlerin duasından nasibini alamaz
ÖLÜRKEN BAŞINA GELECEK ÜÇ SEY
1-Zelil olarak ölür
2-Aç olarak ölür
3-Susamış olarak ölürki dünyanın denizleri ırmakları ölen insana içirseler yinede susuzluğunu dindiremez
KABİRDE BAŞINA GELECEK ÜÇ ŞEY
1-Kaburgaları birbirine girip yapışıncaya dek kabrini daraltır
2-Kabrinde ateş yanar
3-ALLAH ona bir yılan musallat eder yılan kıyamete dek azab eder
KIYAMET GÜNÜNDE BAŞINA GELECEK LER
1-ALLAH c.c ona yüzünü üzerinde cehenneme sürükleyecek birini musallat eder
2-ALLAH c.c ona gazapla baktığı zaman yüzünün eti erir düşer
3-ALLAH c.c onu en küçük günahlarından dahi hesaba çeker affetmez

BAŞKA BİR HADİSİ ŞERİFDE EFENDİMİZ ŞÖYLE BUYURDULAR
1-Sabah namazını terk edenin yüzünde nur olmaz
2-Öğle namazını terk edenin rızkından bereketi kalkar
3-İkindi namazını terk edenin vucudunda takat olmaz
4-Akşam namazını terk eden evladının hayrını görmez
5-Yatsı namazını terk eden uykusunda rahat edemez
6-Namazdan alıkoyan rızka(işe)ALLAH c.c.bereket vermesin diyerek Peygamber efendimiz sallalahu aleyhi vesselem beddua etmiştir ki onun duası mutlak kabul olur…..

Kaynaklar;(İsmail el-isbahani, et-Terğib ve’t-terhib no:1907, Abdulkadir el-Geylani, El-Ğunye, 2/186)(İbni hacer el-heytemi, ez-zevacir, an iktirafi’l-Kebair, 1/195-196)

PAYLAŞALIM HERKES OKUSUN
Devamını Oku...

İKİ KÜS KARDEŞİN HİKAYESİ

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Bir zamanlar, birbirine bitişik iki çiftlikte yasayan iki erkek kardeş
vardı. Günlerden bir gün bu iki kardeş arasında bir anlaşmazlık baş
gösterdi. İki kardeş arasında o zamana değin ilk kez görülen anlaşmazlık,
giderek büyüdü ve kardeşler arasında ayrılığa neden oldu. İki kardeş,
birbirlerine yalnızca küsmekle kalmadılar,
yıllardır ortaklaşa kullandıkları tarım makinelerine değin sahip oldukları
tüm araç gereçlerini ve mal varlıklarını da ayırdılar. Küçük bir yanlış
anlama sonucu başlayan anlaşmazlığı izleyen ayrılık, giderek büyüyen bir
uçuruma dönüştü ve en sonunda yerini, karşılıklı kullanılan hoş olmayan
sözlere bıraktı. Bunun arkasından da beklenenler oldu ve kardeşler
arasında önce şiddetli bir kavga, sonra da ürkütücü bir sessizlik
yaşanmaya başladı.
Bir sabah, bu iki kardeşten büyüğünün kapısına bir usta geldi. Elinde
büyük bir marangoz çantası vardı. Ev sahibinden geçici bir iş istedi :- -
"Yapılacak ufak tefek bir işiniz varsa, size yardımcı olmak isterim",
dedi. "Elimden hemen her iş gelir. Birkaç gün çalışırım, işi bitiririm."
Büyük kardeşin aklına o an bir "iş” geldi.
- "Evet, sana göre bir işim var" dedi ve küçük kardeşinin çiftliğini
işaret etti. "Şu derenin karşısındaki çiftlik, komşumundur. Daha doğrusu,
benim küçük kardeşime aittir o çiftlik. Geçen haftaya dek benim
çiftliğimle onun çiftliği arasında bir otlak vardı. Sonra o, buldozeriyle
oraya ırmak bendi yaptı ve şimdi aramızda, otlak yerine, çiftliklerimizi
birbirinden ayıran bir dere var." İş isteyen adam, büyük kardeşin
söylediklerini dikkatle
dinledikten sonra sordu :
- "Benden ne yapmamı istiyorsunuz?" dedi. Büyük kardeş önce kuşkusunu,
sonra da kararını açıkladı :- - "Kardeşim bunu, bana acı vermek için
yapmış olabilir", dedi. "Fakat şimdi ben, onun yaptığından daha büyük bir
şey yapacağım." Bunları söyledikten sonra adamı aldı, ahırların olduğu
yere götürdü ve duvarın dibinde yığılı duran kütükleri gösterdi."Senden,
bu kütükleri kullanarak, iki çiftlik arasında üç metre yükseklikte bir çit
yapmanı istiyorum" , dedi. "Kaç gün çalışırsan çalış, nasıl yaparsan yap
ama bana öyle bir çit yap ki, gözlerim kardeşimin çiftliğini artık görmek
zorunda kalmasın".
İş arayan usta, başını salladı:- - "Sanırım durumu anladım, efendim",
dedi. "Şimdi bana çivilerin, kazma küreğin yerini gösterin ki hemen işime
başlayayım. Büyük kardeş ustaya kazma, küreğin ve çivilerin olduğu yeri
gösterdikten sonra, alışveriş yapmak için kasabaya gitti. Usta ise,tüm gün
boyunca ölçerek, keserek, çivileyerek sıkı bir biçimde çalışmaya koyuldu.
Akşam güneş batarken o işini bitirmiş, çiftlik sahibi büyük kardeş ise
alışverişini tamamlamış, kasabadan dönüyordu. Çiftliğe gelir gelmez
ustanın yaptıklarına baktı ve şaşkınlıktan gözleri, yuvalarından
fırlayacakmış gibi açıldı. Karşısında, yapılmasını istediği çit yoktu ama,
derenin bir yakasından öteki yakasına uzanan görkemli bir köprü vardı.
Biri kendi çiftliğinin toprağına, öteki küçük kardeşinin çiftliğinin
toprağına oturtulmuş sağlam iki ayak üzerinde, yanlarındaki korkuluklarına
varıncaya dek tüm ayrıntılarıyla yapılmış ve tam anlamıyla "usta işi"
denilecek kusursuzlukta bir köprü uzanıyordu.
Büyük kardeş, hâlâ geçmeyen şaşkınlığıyla bu köprüyü seyrederken, karşıdan
birinin geldiğini gördü. Dikkatle baktığında gelen kişinin, komşusu, yani
küçük kardeşi olduğunu anladı. Kardeşi, kollarını iki yana açmış olarak
köprünün karşı ucundan kendisine doğru yürüyordu :
- - "Benim sana karşı yaptığım bunca haksızlığa ve söylediğim bunca kötü
sözlere karşın sen, bu köprüyü yaptırarak ne denli iyi ve ne denli büyük
bir insan olduğunu gösterdin", dedi ağabeyine. "Şimdi bir büyüklük daha
yap ve sen de kollarını açarak bana gel..."
Köprünün iki ucundan ortaya doğru yürüyen kardeşler, köprünün ortasında
bir araya geldiler ve özlemle kucaklaştılar. Büyük kardeş bir ara arkasına
baktığında, çantasını toplayıp, oradan ayrılmakta olan ustayı gördü.
- - "Gitme, dur, bekle?" diye seslendi ona. "Sana yaptıracağım birkaç iş
daha var, çiftliğimde..." Usta gülümsedi : - - "Ben buradaki işimi
tamamladım, gitmem gerek", dedi ve ekledi : "Yapmam gereken daha çok köprü
var..."
"Köprüleri kurabilecek gücünüz hiç eksik olmasın, Köprüleri kurduktan
sonra da, yıkılmaması için sık sık bakımını yapın, yani sevdiklerinize
zaman ayırın, o köprü yoluyla sık sık gönüllerini ziyaret edin."
PAYLAŞALIM HERKES OKUSUN
Devamını Oku...

EVLİLİK NASİHATI GELİN İÇİN

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
1. Beyine hoşlanacağı isim ve sıfatlarla hitap et!
2. Onun sevdiği yemekleri güzel yap ki, evini özlesin.
3. Beyin evden çıkarken onu uğurla; akşam döndüğünde güler yüzle karşıla!
4. En çok güzel görünmen gereken kişinin beyin olduğunu bil!
5. İffetini ve hayanı muhafaza et. En güzel elbisenin takva elbisesi olduğunu unutma; her işimizi murakabe eden Allah'ı düşün!
6. Sevgini beyinle ve çocuklarınla paylaş. Evinin direği ol! Beyin evde olmadığı zaman gözü arkada kalmasın.
7. Beyine her fırsatta teşekkür etmeyi unutma! Gücü yetmeyeceği külfetin altına sokma, başkalarına da şikayet etme!
8. Beyini işlerini makam ve mevkisini bil! Sevincini ve üzüntüsünü paylaş!
9. Beyinin izni olmadan ve onun müsaade etmeyeceği yerlere gitme!
10. Tutumlu ol! Müsrif olma. Zor zamanlarda da isyan etme!
11. Temiz ve tertipli ol. Beyinin elbiseleri de temiz ve ütülü olsun.
12. Beyinin akrabalarına ve onun sevdiklerine yedirip içirmekten kaçınma. Onlara güzel davran!
13. Kaynananı tecrübeli bir anne olarak sev ve say ki, beyin üzülmesin.
14. Annenin evine gereksiz ve aşırı gitme ki, evdeki işlerin aksamasın.
15. Çocuklarını hayırlı bir evlat olarak yetiştirmeye gayret et ki, millet de sizi hayırla yad etsin.
Cenab-i Hak'tan iki cihan saadeti dilerim.
SEVGİLİ DAMAT BEY
1. Evinden çıkarken hanımına Allah'a ısmarladık diyerek çık. Onun gönlünü hoş tut!
2. Pencerelerden yolunu gözletme, vakitlice evine gel!
3. Dışarıda yediğinden içtiğinden evine de getir!
4. Hanımının kusurlarını başkalarına anlatma, güzelliklerini an!
5. Evini harçlıksız bırakma, onları kimseye muhtaç etme!
6. İş hayatının sıkıntılarını eve yansıtma! Evde sevinç olsun.
7. Düğüne yada gezmeye gittiğinde mümkünse hanımını da götür!
8. Evine geldiğinde selamla ve güler yüzle gir ki, ev halkı senin geldiğine sevinsin.
9. Gayretli ol, kıskanç ol! Ancak tecessüs etme, su-i zan ile hareket etme! Ayıp ve kusur araştırmakla meşgul olma!
10. İnsaflı ol; hanımının gücünün yetmeyeceği işleri ondan bekleme. Gerekirse ona yardim et.
11. Kararlarında hanımınla da istişare etmeyi unutma!
12. Beklenmedik anlarda sürpriz hediyelerle gönül almasını bil!
13. Dünya evine girmek, dünyaya dalmak olmamalı; Ahiretini unutma! Din, vatan ve insanlık için çalışmayı terk etme!
14. Şunu bil ki, az olan helal kazanç, çok olan haram kazançtan hayırlıdır. Haram lokma yeme, hanımına ve çocuklarına da yedirme!.
DEĞERLİ HANIMANNE (Gelin hanımın annesi)
1. Kızını savunma, o şikayete geldiği zaman ona yüz verme! Damadının iyiliklerini başkalarına da anlat!
2. Kızının evine çok sık gitme ki, saygınlığın artsın. Ancak torunların olduğunda yardımını da esirgeme!
3. Kızında ve torunlarında damadının anne ve babasının hakları olduğunu unutma!
4. Hısımlarını akraba bil. Onların hatırını üstün tut!
5. Damadını oğlun bil. Onu da zaman zaman ara, gönlünü hoş tut!
Yavrularınızın güzel günlerini görmeniz dileğiyle.
DEĞERLİ HANIMANNE (Damat beyin annesi)
1. Gelinini kızın gibi bil. El kızı gelip oğlumu elimden aldı deme!
2. Gelinine annelik yap, kusur bulmak için çalışma. Çok da nasihat etme. Kendini sevdir, gerisi gelir.
3. Başkalarının gelinin hakkındaki dedikodularına hemen inanma!
4. Yapabileceğin basit işleri kendin yap, gelininden bekleme! Kendi zamanınla kıyaslama!
5. Gelininden gizli oğlunla konuşma ki, gelinin senden endişe etmesin. Sana güvensin.
Yavrularınızın güzel günlerini görmeniz dileğiyle...

PAYLAŞALIM HERKES OKUSUN.
Devamını Oku...

KİMİN DUASI KABUL OLUR

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Bir yolcu gemisi yolculuk esnasında kopan bir fırtınada batar ve içindekilerden sadece iki adam küçük ve ıssız bir adaya yüzmeyi başarırlar. Ne yapacaklarını bilemeyen bu iki kazazede Allah’a yalvarmaktan başka çarelerinin olmadığına karar verirler. Fakat kimin duasının daha güçlü olduğunu anlamak için adayı ikiye bölmeye karar verirler ve adada karşılıklı olarak yaşamaya başlarlar.
İlk diledikleri şey yiyecektir. Ertesi sabah, birinci adam kendi tarafında dalları meyve dolu bir ağaç bulur ve ağacın meyvelerinden yer. Diğer adamın alanı ise hala çoraktır!
Bir hafta sonra, birinci adam yalnız olduğu için kendisine bir eş diler. Ertesi gün bir kadın yüzerek birinci adamın tarafına gelir. Diğer tarafta yine hiçbir şey yoktur!
Hemen sonra birinci adam bir ev, giysiler ve daha fazla yiyecek diler. Sihirli bir değnek değmişçesine tüm istedikleri kendisine verilir. Fakat ikinci adam hala hiçbir şeye sahip olamamıştır!
En sonunda birinci adam bir gemi diler böylece karısıyla birlikte adayı terk edebilecektir. Sabahleyin kendi tarafına demirlenmiş bir gemi bulur. Birinci adam karısıyla birlikte gemiye biner ve ikinci adamı adada bırakmaya karar verir. Onun hiç bir dileği gerçekleşmediği için Allah'ın nimetlerine layık biri olmadığını düşünür.
Gemi kalkmak üzereyken birinci adam cennetten yankılanan bir ses duyar, “Neden arkadaşını adada bırakıyorsun?”
“Bana gönderilen nimetler sadece bana aittir çünkü onlar için ben dua ettim,” diye cevap verir birinci adam. “Onun duaları kabul edilmedi o yüzden o hiçbir şeyi hak etmiyor.”
“Yanılıyorsun!” diye azarlar ses birinci adamı. “Onun sadece tek bir dileği vardı ve kabul ettim. Eğer etmeseydim sen gönderdiğim nimetlerin hiç birine sahip olamazdın.”
“Allah’ım ne olur söyle bana” dedi birinci adam, “Ne diledi de ona minnettar olmam gerekiyor?”
“Senin tüm dileklerinin gerçek olmasını diledi.”
Hepimizin bilmesi gerekir ki; Bize gönderilen nimetler sadece bizim dualarımızın sonucunda değil bizim için dua edenler sayesinde de gerçekleşir.
Bu göz ardı edilemeyecek kadar güzel bir hikâye...
Benim bugün sizin için duam, tüm dualarınızın gerçekleşmesidir. Rahmet üzerinizde olsun.
“Başkası için yaptığınız şeyler kendiniz için yaptıklarınızdan daha önemlidir.”

PAYLAŞALIM HERKES OKUSUN
Devamını Oku...

MİSAFİR'İN BEREKETİ

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Bir gün Peygamber Efendimize bir Sahabi eşinden şikayete gelir. "Benim eşim misafiri sevmiyor. Bana ne gibi tavsiyede bulunursunuz?" der.
Efendimiz ( sav ) ; "Yarın size misafir olacağım. Eşin, ben içeri girerken de baksın ,çıkarken de baksın der."
Sahabi eşine efendimizin geleceğini müjdeler. Eşi çok sevinir . Yalnız dışarıdan içeri girerkende çıkarkende bakmasını söyler ve hazırlıklarını yapar . Ertesi gün olur. Efendimiz ( sav )
gelirken Pencereden bakınca ne görsün ki! Efendimiz gümüşten tepsi içinde, cennetten çeşit çeşit yiyecekleri de beraberinde getirmiş.
Efendimiz'i bir sevinç içinde ağırladıktan, sonra Efendimiz yola koyulmuş. Sahabenin eşi tekrar pencereden bakmış. Birde ne görsün ki! Getirdiği tepsinin içinde yılanlar çıyanlar akrepler böcekler doldurmuş geri gidiyor. Hemen eşine seslenmiş. Korku içinde anlatmış. Eşi koşarak Efendimizin yanına sormaya gitmiş. Peygamber ( sav) bu durum karşısında;
" Eşine anlat. Misafirin güzelliği, yiyeceklerle ikramlarla bereketle gelir ve evden giderken bütün kötülükleri alır ve götürür .
Tepside gördüğü kötülükler, günahlar kavgalar dövüşler böcekler yılanlar çiyanlar misafir ile çıkar ve gider eve huzur ve bereket gelir.
Misafir gelmeyen eve kavga, dövüş ,huzursuzluk ve bereketsizlik , fakirlik baş gösterir."

PAYLAŞALIM HERKES OKUSUN
Devamını Oku...

İDAM SEHBASINDAKİ GENÇ

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler. Derler ki “Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü. Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.”
Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek :
– Söyledikleri doğru mu diye sorar , Suçlanan genç der ki :
-Evet doğru.Bu söz üzerine Hz Ömer ;
-Anlat bakalım nasıl oldu diye sorar:
Bunun üzerine genç anlatmaya başlar, der ki :
-“Ben bulunduğum kasabada hali vakti yerinde olan bir insanim ailemle beraber gezmeye çıktık, kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Affedersiniz hayvanlarımın arasında bir güzel atim var ki dönen bir defa daha bakıyor, hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hısımla çıktı , atıma bir taş, attı atim oracıkta öldü. Nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir tas attım, babası öldü. Kaçmak istedim fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret” dedi.
Bu söz üzerine Hz Ömer :
-“Söyleyecek bir şey yok, bu suçun cezası idam.Madem suçunu da kabul ettin” dedi.
Bu sözden sonra delikanlı söz alarak
-“Efendim bir özrüm var” diyerek konuşmaya başladı
– “Ben memleketinde zengin bir insanim, babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı. Gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım. Şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkini zayi ettiğiniz için Allah(cc) indinde sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün içinde yerime birini bulurum” der.
Hz. Ömer dayanamaz der ki :
-“Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki?!”
Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, der ki:
– “Bu zat benim yerime kalır.” O zat Hz. Peygamber Efendimizin (sav) en iyi arkadaşlarından daha yaşarken cennetle müjdelenen Amr Ibni As’ dan başkası değildir. Hz. Ömer Amr’a dönerek,
– “Ey Amr, delikanlıyı duydun” der.
O yüce sahabi
-“Evet, ben kefilim” der ve genç adam serbest bırakılır.
Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur. Medine’nin ileri gelenleri Hz. Ömer ‘e çıkarak genç’in gelmeyeceği, dolayısıyla Amr Ibni As’a verilecek idam yerine maktulün diyetini vermeyi teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve “babamızın kani yerde kalsın istemiyoruz” derler.
Hz. Ömer kendinden beklenen cevabi verir der ki :
“Bu kefil babam olsa fark etmez cezayı infaz ederim.”
Hz Amr Ibni As ise tam bir teslimiyet içerisinde der ki :
-“Biz de sözümün arkasındayız.”
Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür.
Hz. Ömer gence dönerek derki evladım gelmeme gibi önemli bir nedenin vardı neden geldin?” Genç vakurla basını kaldırır ve (günümüz insani için pek de önemli olmayan) “ AHDE VEFASIZLIK ETTİ ” demeyesiniz diye geldim der.
Hz.Ömer basini bu defa çevirir ve Amr Ibni As’a der ki :
-“Ey Amr, sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu onun yerine kefil oldun”.
Amr Ibni As Allah kendisinden ebediyyen razı olsun, vakurla kanımızı donduracak bir cevap verir,
-“Bu kadar insanin içerisinden beni seçti.
“ İNSANLIK ÖLDÜ “dedirtmemek için kabul ettim” der.
Sıra gençlere gelir, derler ki :
-“Biz bu davadan vazgeçiyoruz.”
Bu sözün üzerine Hz Ömer :
-“Ne oldu, biraz evvel “babamızın kani yerde kalmasın” diyordunuz ne oldu da vaz geçiyorsunuz?” der.
Gençlerin cevabi da dehşetlidir :
-“ MERHAMETLİ İNSAN KALMADI” DEMEYESİNİZ DİYE …
Bende sizinle bu yazıyı paylaşıyorum. “Güzel ve ibretlik yazıları paylaşanlar kalmadı ” demesinler diye…

PAYLAŞALIM HERKES OKUSUN
Devamını Oku...

SADECE 1 DAKİKANIZI AYIRIP MUTLAKA OKUYUN

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Bir gün ölüm adamın karşısına çıktı ve dedi:
- Bugün, senin son günün.
Adam dedi:
- Ama ben hazır değilim.
Ölüm dedi:
- Bugünkü listemde, senin ismin ilk sıradadır.
Adam dedi:
- Peki o zaman… gitmeden önce,gel oturalım beraber bir kahve içelim.
Ölüm dedi:
- Tabi ki.
Adam, ölüme kahve ikram etti. Ve onun kahvesine bir kaç uyku hapı attı...
Ölüm kahveyi içti ve derin bir uykuya daldı...
Adam, ölümün listesini aldı ve ismini ilk sıradan silip listenin sonuna koydu.
Ölüm uyandıktan sonra şöyle dedi:
- Sen, bugün bana çok şefkatli davrandın. Şefkatinin karşılığında işime listenin sonundan başlayacağım."
Bazen bazı şeyler kaderinde yazılıdır. Onları değiştirmek için ne kadar çabalarsan çabala, onlar hiç bir zaman değişmezler...
Karga ve papağanın her ikisi de çirkin yaratılmıştır. Papağan itiraz eder ve güzelleşir. Ama karga Yaradan'ın rızasından memnun kalır.Bugün papağan kafeste, karga ise özgür...
Her hadisenin arkasında öyle bir hikmet vardır ki belki sen hiç bir zaman anlayamazsın.
O halde…
Hiç bir zaman Yaradan'a deme "Neden!!!?"
..9 şey günlük hayatında sana fayda verir:
1/ ﺗﺮﻳﺪ ﺍﻟﺴﻌﺎﺩﻩ = ﺻﻞ ﺍﻟﺼﻼﺓ ﻓﻲ ﻭﻗﺘﻬﺎ .
1/Mutluluk istiyorsan: Namazı vaktinde kıl.
2/ ﺗﺮﻳﺪ ﻧﻮﺭ ﺍﻟﻮﺟﻪ = ﺑﻘﻴﺎﻡ ﺍﻟﻠﻴﻞ .
2/ Yüzünde nur istiyorsan:
Teheccüde kalk.
3/ ﺗﺮﻳﺪ ﺍﻟﻄﻤﺌﻨﻴﻨﺔ = ﻋﻠﻴﻚ ﺑﺘﺮﺗﻴﻞ ﺍﻟﻘﺮﺁﻥ .
3/Huzur istiyorsan:
Kur'anı ağır ağır oku.
4/ ﺗﺮﻳﺪ ﺍﻟﺼﺤﻪ = ﻋﻠﻴﻚ ﺑﺎﻟﺼﻴﺎﻡ .
4/Sıhhat istiyorsan:
Oruç tut.
5/ ﺗﺮﻳﺪ ﺍﻟﻔﺮﺝ = ﻻﺯﻡ ﺍﻹﺳﺘﻐﻔﺎﺭ .
5/Mutluluk istiyorsan:
İstiğfar devam et.
6/ ﺗﺮﻳﺪ ﺯﻭﺍﻝ ﺍﻟﻬﻢ = ﻻﺯﻡ
ﺍﻟﺪﻋﺎﺀ .
6/Üzüntüsüz olmak istiyorsan:
Dua'ya devam et.
7/ ﺗﺮﻳﺪ ﺯﻭﺍﻝ ﺍﻟﺸﺪﻩ = ﻗﻞ ﻻﺣﻮﻝ ﻭﻻ ﻗﻮﺓ ﺇﻻ ﺑﺎﻟﻠﻪ
7/Şiddetin yok olmasını istiyorsan:
La havle ve lâ guvvete illa billahi de.
8/ ﺗﺮﻳﺪ ﺍﻟﺒﺮﻛﻪ = ﺻﻞ ﻋﻠﻰ ﺍﻟﻨﺒﻲ ﻭﺍﻟﻪ ﺍﻟﻄﻴﺒﻴﻦ ﺍﻟﻄﺎﻫﺮﻳﻦ .
8/Bereket istiyorsan:
Peygamber sav ve O'nun temiz pak ehline salavat getir.
9/ ﺗﺮﻳﺪ ﺣﺴﻨﺎﺕ ﺑﺪﻭﻥ ﺗﻌﺐ =
ﻻﺗﺤﺘﻔﻆ ﺑﻬﺎ ﺃﺭﺳﻠﻬﺎ ﻟﻴﻨﺘﻔﻊ ﺑﻬﺎ ﻛﻞ ﺍﻻﺣﺒﻪ
ﺳﺒﺤﺎﻥ ﺍﻟﻠﻪ
ﻣﻦ ﻛﺎﻥ ﻣﻊ ﺂﻟﻠﻪ ﻛﺎﻥ ﺂﻟﻠﻪ ﻣﻌﻪ
ﻭﻣﻦ ﻛﺎﻥ ﻳﺤﺐ ﺂﻟﻠﻪ ﻛﺎﻥ ﺂﻟـﻠﻪ ﻳﺤﺒﻪ
9/Yorulmadan iyilik yapmak istiyorsan:
Bu mesajı saklama sevdiklerin istifade etsin.
Kim Allah cc ile olursa Allah cc O'nunla beraberdir.
Kim Allah'ı cc severse Allah cc O'nu sever.
ﻫﻞ ﺗﻌﻠِﻢ :
ﻋﻨﺪ ﻗﺮﺁﺀﺓ ﺁﻳﺔ ﺍﻟﻜﺮﺳﻲ ﺑﻌﺪ ﻛﻞ ﺻﻶﺓ
ﻱ bb ﺻﺒﺢ ﺑﻴﻨﻚ ﻭﺑﻴﻦ ﺍﻟﺠﻨﻪ ﺍﻟﻤﻮﺕ ﻓﻘﻂ
ﺗﺬﻛﻴﺮ : ﻻ ﺗﻜﺘﻢ ﻋﻠﻤﺎً ﺧﻴﺮﺍً ﺗﺠﺰﻯ ﺑﻪ
Bilirmisin:
Ayetelkürsiyi namazdan sonra okursan seninle Cennet arasında sadece ölüm vardır.
Not:Hayırla ödüllendirileceğin hiç bir ilmi gizleme.
ً ﺍﺟﻌﻠﻮﻫﺎ ﺗﻠﻒ ﺍﻟﻌﺎﻟﻢ
Paylaşalım Bu bilgi dünyayı dolaşsın"
Devamını Oku...

OKUYUNCA ÇOK ETKİLENECEKSİNİZ

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Fırına geldiğimde ortalıkta ekmek görünmüyordu. Eski bir dostum olan fırıncı,
"Biraz bekleyeceksin hocam," dedi. "İki-üç dakikaya kadar çıkartıyorum."
Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, içeriye yaşlıca bir adamın girdiğini gördüm. Eskimiş ceketinin sol yakası altında bir madalya parıldıyor ve yürürken hafifçe topallıyordu. Selam verdikten sonra, fırıncının tezgahına yaklaşarak,
"Ekmeklerimi alayım," dedi. "Benim ikizler acıkmıştır."
Fırıncı, adamın kendesine uzattığı torbayı alarak tezgahın altına eğildi ve bir gün öncesine ait olduğu anlaşılan ekmeklerden dört-beş tane çıkardı.
Ben o arada oturması için kendi yerimi o adama vermiş, tezgahın yanına iyice yaklaşmıştım. Ekmeklerden birkaç tanesinin şekli değişmiş, katılaşmış, taş gibi olmuştu.
Fısıltı şeklinde fırıncıya sordum. Neden taze ekmeği beklemesini söylemiyorsun? Biraz sonra çıkacak ya!..
"Bayat ekmekleri kendisi istiyor." dedi fırıncı. "Çok fakir olduğundan, ona yarı fiyatına veriyorum."
"Kim bu adam?" diye sordum.
"Kore gazilerinden " dedi. "Oğluyla gelini bir trafik kazasında vefat edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır onlara bakıyor, hem de çok az bir maaşla."
Fırıncının anlattıkları karşısında içimin yandığını hissediyor ve ufak da olsa bir şeyler yapmak istiyordum.
"Aradaki farkı ben vereyim," dedim. "Hiç olmazsa bugün taze ekmek yesinler.
" Fırıncı, teklifimi kabul etti ve biraz sonra da, fırından yeni çıkan taze ekmekleri adamın torbasına doldururken şekli bozuk, bayat ekmekleri de tezgahın altına koydu.
"Çok şanslısın hacı amca," dedi. Çocuklar için sana bugün pasta gibi ekmek vereceğim."
Yaşlı adam, bir evlat sevgisiyle kucakladığı torbayı göğsüne bastırırken. "Allah, senden razı olsun evladım" dedi.
"Bugün onların doğum günü olduğunu nereden biliyordun?"

PAYLAŞALIM HERKES OKUSUN
Devamını Oku...

KULAĞINIZ ÇINLADIĞINDA ; HEP 'BİRİ BENİ ANDI' DERİZ YA ,

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Resulullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
“Birinizin kulağı çınladığında beni ansın ve
bana salavat getirsin
ve ‘zekerallahü men zekerani bi-hayrin’ desin”
Resulullah, “Muhammedün Resulullah sallallahü
aleyhi ve selem” ve bunun benzeri salava-ı
şerife okumak ile zikredilir, anılır.
Mü’minin kulağı çınladığı esnada Resulullah
(s.a.v.) onu
Cenab’ı Hak katında anmış, ona dua etmiştir.
Mü’minin ruhu bunu duyduğu zaman kulağı
çınlar.
Bunun için salavat’ı şerife okuması tavsiye
buyurulmuştur.
Nitekim ayak uyuşup karıncalandığında da
salavat getirmek tavsiye edilmiştir.
paylaşarak dostlarınızın öğrenmesine de vesile
olun.
kaynakbk. İbnu’l-Cevzî, el-Mevzuat, 3/76)

Bir Kez Paylaşalım
Devamını Oku...

FAKİRE EKMEK VEREN KIZININ KOLUNU KIRAN BABA

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Bağdat'ı kıtlık kırıp geçiriyordu. Herkesten
önce de hamallar açlık çekiyordu. İçinde
ekmek piştiği, sokağa kadar yayılan kokudan
belli olan bir evin kapısından seslendi hamalın
biri: Allah rızası için birazcık ekmek. Günlerdir
lokma girmedi ağzımdan.
Tandırın başındaki kadın taze ekmekleri kızına
uzattı, "Ver şu adama." dedi. Kızcağız,
ekmekleri güzelce katlayıp verdi aç hamala.
Hamalın sevincine sınır yoktu. Evine doğru
hızlandı. Kim bilir kaç günlük açlığını
giderecekti? Tam bu sırada karşıdan gelen
birinin sert ikâzı durdurdu onu:
- Çabuk söyle, bu ekmeği hangi evden aldın?
Geriye bakıp eliyle işaret etti:
- İşte şu evden.
Adam kızgın şekilde salladı başını:
Yanılmamışım, böyle zamanda başka kimin
evinden alınabilir ekmek? diyerek eve doğru
ilerledi. İçeri girip sordu:
- Kim verdi ekmeği hamala?
Hanım korkudan kızını gösterdi. Güya kızına
acır, bir şey yapmaz diye düşünmüştü. Halbuki
adamın şükürsüzlük ve cimrilik içine işlemişti.
Elindeki sopayı hızla havaya kaldırdı, kızının
ekmek veren eline öyle bir indirdi ki bilek
zedelenip burkuldu, el çarpık kaldı.
Söyleniyordu kendi kendine:
- Ben, herkese ekmek versem bu evde ekmek
kalır mı? diye.
Halbuki nimet şükür isterdi. Şükürsüzlük
nimetin gitmesine sebepti. Nitekim bu
şükürsüzlüğün âkıbeti de öyle olacaktı.
Olmaya başladı bile. Kısa zamanda işleri
bozuldu, çarşının en işlek yerindeki dükkanını
satması da kurtarmadı onun bozulan işlerini.
Bir ara o hale geldi ki, evine ekmek alamaz
duruma bile düştü.
Nitekim bir akşam eve gelmiş, kızcağızına da
acı sözü söylemişti: Artık benden ümidinizi
kesin. Çünkü bu akşam ekmek alacak kadar
da olsa elime para geçmedi. Çarşıya in, ekmek
parası iste, bir tanıdıktan.
Kızcağız çarşıya inmiş, utana sıkıla sattıkları
dükkanın karşısına geçerek bir tanıdık görürüm
diye beklemeye başlamıştı. Kendisini gören
dükkandaki adam hemen yanına gelerek:
- Sen masum birisine benziyorsun, ne
bekliyorsun burada? diye sormuştu. O da
anlatmıştı gerçek durumu:
- Ekmek alacak paramız kalmadı, bir
tanıdıktan ekmek parası istemek üzere
bekliyorum burada.
Hemen elini cebine attı adam. Hatırı sayılır bir
miktar parayı uzatarak "Al." dedi, "Bununla
istediğin kadar ekmek alabilirsin. Ben de
nimetin şükrünü eda etmiş olurum böylece."
Kızcağız elinin birini arkasına saklamış,
ötekiyle parayı alırken adamın dikkatini çekti
bu saklayış:
- Elinde bir yara bere varsa tedavi ettireyim,
niçin saklıyorsun? Allah bana nimet verdi,
şükrünü eda etmem için iyilik yapmam gerek,
dedi.
Kızcağız önce açıklamak istememişse de
adamın ısrarı üzerine anlattı elinin durumunu:
- Ben bir yoksula ekmek vermiştim. Babam
yolda rastlayıp sormuş, o da evi gösterip, 'İşte
oradan aldım.' demiş, bizi haber vermiş.
Babam eve gelince elindeki sopayla ekmek
veren elime öylesine bir darbe indirdi ki, elim
böylece çarpık kaldı. Göstermekten utanır
oldum. Bu yüzden de evde kaldım. Beni kimse
almadı. Bu açıklamayı dinleyen adam
bağırmaya başladı:
Komşular! Çabuk buraya gelin, ben
hayalimdeki altın kalpli kızı buldum; hayat
arkadaşım işte karşımda, siz de şahit olun...
diyerek başladı anlatmaya:
Ekmeği isteyen fakir bendim. Ben o gün aç bir
hamaldım. Demek ki elinin çarpık kalmasına
ben sebep olmuşum. Hem sebep olayım, hem
de seni bu halinle baş başa bırakayım. Buna
Allah razı olmaz. Seni görünce içimden bir
sevgi selinin koptuğunu anladım, bana ekmek
veren kıza ne kadar da benziyor, diye
düşünmüştüm. Yanılmamışım. Baban
şükürsüzlük ettiğinden Allah onun dükkanını
elinden alıp bana nasip eyledi. Şimdi ise
imtihan sırası bana geldi, ben de aynı
şükürsüzlüğe düşmek istemem. Haydi gel,
nikahımızı yaptırıp birlikte babanı sıkıntıdan
kurtaralım. Yola koyulurlar, ekmek veren eli
sakatlayan şükürsüz babaya doğru...
Ne dersiniz âyeti bir daha okuyalım mı?
" Şükrederseniz çoğaltırım, etmezseniz
elinizden alır şükredene veririm. Şükürsüze de
azabım şiddetli olur..."
// İbrahim Suresi 7. Ayet /
BİR KEZ PAYLAŞALIM
Devamını Oku...

İMAMIN MUHTEŞEM VEFATI..!

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Bir imam efendi varmış, namazını tadil-i erkana uyarak kılmaya çok dikkat edermiş, cemaati hayranmış imam efendiye.

İmam efendi, birgün cemaate öğle namazı kıldırırken, öğlenin sünnetinde sağına selam verirken, ak sakallı bir ihtiyar görür.

Sola selam verir, hemen sağına döner, bakar ki ihtiyar yok.

Farza geçer, farz namazda da aynısı olur.

İmam efendi, şaşkındır.

Son sünnete durur, tam sağa selam verecek, ihtiyar yine orada.

Sola selam vermeden, sorar:

Amca sen kimsin, necisin..?

Namazda sağa selam verirken varsın, sola selam verip, geri baktığımda yoksun..?

İhtiyar adam:

Eğer beni merak ediyorsan, peşine cemaatini de al bir karanlık sokak var, orayı geç.

Orada korkunç mu korkunç bir sokak var, orayı da geç.

Ondan sonra, yeşil bir kapı çıkacak önüne.

O kapının üzerinde ''LAİLAHE İLLALLAH MUHAMMEDÜN RESULALLAH'' yazıyor.

O kapıdan gir beni orada bulacaksın, kim olduğumu ancak o zaman söylerim.

İmam efendi, hemen cemaate dönüp:

Benim başımdan böyle böyle bir iş geçti, hadi benle geliyor musunuz..?

Cemaat, çok sevdikleri imamlarını yalnız bırakmaz.

Önce, karanlık sokaktan geçerler.

Korkunç sokağa gelince, imam efendi arkasına bir bakar ki, cemaatten kimse kalmamış.

Sokak o kadar korkunçmuş ki, hepsi kaçmışlar.

İmam efendi, o sokaktan geçmiş ve yeşil kapıyı görmüş, kapının güzelliği gözlerini kamaştırmış.

Üzerinde ''LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDÜN RESULALLAH'' yazıyormuş.

Hemen içeri girmiş, içerisi o kadar güzelmiş ki, imam efendi büyülenmiş.

İhtiyar adam, orada bir koltukta imamı bekliyormuş.

İmam efendi, hemen sormuş:

Dediklerini yaptım, dediğin sokaklardan geçtim, fakat cemaatim korkunç sokağa gelince, beni bırakıp kaçtılar.

Şimdi bana söyle bakalım, sen kimsin..?

Yaşlı adam gülümseyerek, imam efendiye:

Ben Azrail'im (a.s) ve sen öğlenin sünnetinde, sağa ilk selam verdiğinde beni gördün ya, işte o zaman tereyağından kıl çeker gibi ruhunu, bedeninden aldım, ama sen bunu anlayamadın bile.

Karanlık sokak var ya, orası senin tabutun.

Cemaat seni omuzlayıp getirdi, sonra o korkunç sokağa yani kabrine koydular.

İmanın o kadar kuvvetli ki, hakkıyla kıldığın namazlar ve yaptığın görevin, seni oradan hiç korkmadan geçirdi.

Burası da "CENNET-İ ALÂ" dilediğin gibi yaşa..!

HERKES OKUSUN DİYE PAYLAŞIRMISINIZ.
Devamını Oku...

ANNENİN OĞLUNA İBRETLİK MEKTUBU

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Ben küçükken daha ilk okulda iken annem
okulumuzda çalışırdı Annemin bir gözü
görüyor diğer gözünün yerinde çukur vardı
yani gözü yoktu Babamda ben çok küçükken
bir trafik kazasında ölmüştü Annemi
okuldakiler görünce gülerlerdi
Birgün Annem okuldayken bana bakmaya
gelmiş arkadaşlarım onu görünce tek gözü var
diye bakıyorlardı yerin dibine geçiyordum
bana Annenin tek gözümü var diye dalga
geçiyorlardı bende sonra Anneme dönüp keşke
olmadaydın keşke ölseydin dedim o an hiç
düşünmeden konusmustum eve gitmek
istemiyordum onu görmeyi istemiyordum
sonra cok çalıştım Singapura yatılı okulu
kazanıp gittim hep çok çalıştım ve basarili
oldum orada birini bulup evlendim çok güzeldi
hayatım unutmuştum Annemi ... çocuklarım
oldu
Birgün Annem geldi evime çocuklar kapıyı
açınca onu gördüler önce çok korktular sonra
tek gözlü biri gelmiş deyip güldüler
utancımdan o benim Annem diyemedim sonra
Anneme dönüp neden geldin buraya çocukları
korkuttun dedim bana bakıp Özür dilerim
yanlış adrese gelmişim deyip gitti aradan
biraz zaman geçtikten sonra bizim okulda
Mezunlar partisi vardı eşime bir yalan uydurup
oraya gittim sonra eski evimize bakmaya
gittim Bana Annemin öldüğünü söylediler içten
içe sevinmiştim sonra bir burukluk oldu içimde
bana Annemden kalan bir mektup oldugunu
söyleyip mektubu bana verdiler mektubu açıp
okumaya başladım
Oğlum seni üzdüğüm küçük düşürdüğüm için
özür dilerim ayrıca evine geldiğim gün
çocuklarını korkutmak istememiştim
biliyomusun Babanı sen küçükken trafik
kazasında kaybettik Ogün o arabada sende
vardın baban ölmüş seninse bir gözün kör
olmuştu. Ana yüreği işte seni öyle görmeye
dayanamazdım köydeki tarlayı satıp ameliyat
parası ödedik iyi doktorların sayesinde benim
gözümü sana taktılar sana BENİM GÖZÜMLE
GÖRÜYORSUN diyemedim...
Okuduysanız Paylaşalım
Devamını Oku...

KESİNLİKLE OKUMALISINIZ

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Zenginin biri ölümden ve kabirdeki yalnızlıktan
çok korkuyormuş. "Öldüğüm geceyi kim kabre
girerek sabaha kadar benimle geçirirse
servetimin yarısını ona bağışlıyorum" diye
vasiyet etmiş. Öldüğünde "Kim birlikte kabre
girip sabahlamak ister?" diye araştırmışlar.
Kimse çıkmamış. Nihayet bir hamal,
-Benim sadece bir ipim var, kaybedecek bir
şeyim yok. Sabaha kadar durursam zengin
olurum." diye düşünerek kabul etmiş.
Vefat eden zengin ile birlikte defnetmişler.
Sorgu sual melekleri gelmiş. Bakmışlar kabirde
bir ölü, bir canlı var. "Nasıl olsa bu ölü
elimizde... Biz şu canlı olandan başlayalım"
demişler ve hamalı sorgulamaya başlamışlar.
-O ip kimin? Nereden aldın? Niye aldın? Nasıl
aldın? Nerelerde kullandın?"
Sabaha kadar sorgu sual devam etmiş,
adamın hesabı bitmemiş. Sabahleyin kabirden
çıkmış.
- Tamam, servetin yarısı senin, demişler.
- Aman, demiş hamal, istemem, kalsın. Ben,
sabaha kadar bir ipin hesabını veremedim. O
kadar servetin hesabını nasıl veririm?
Okuduysan Beğen Paylaş ki herkes okusun.
Devamını Oku...

Adamın birisinin,

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Adamın birisinin, arabasının lastiği tam tımarhanenin önünde patlar.
Adam arabayı kenara zor yanaştırır.
Sonraki işlem malum.. Kriko, stepne, bijon anahtarı ve tekeri söker.
Ama söktüğü 4 adet bijon, yuvarlanıp yağmur mazgalına düşer.
Mazgal açılır gibi değil, bijonlar görünmüyor bile.
Adam bir sağına bakar, bir soluna bakar, çaresiz kaldırıma çöker.

Olayı en başından beri tımarhanenin demir parmaklıklı penceresinden izleyen bir deli, seslenir;
- Ula salak! Sen ne yapıyorsun orda öyle?
- Sorma birader, lastik patladı ve değiştirirken bijonları mazgala düşürdüm.
- Düşündüğün şeye bak! Diğer lastiklerden birer tane bijon çıkar.
Hepsi 3 bijonlu olsun. Seni, lastikçiye kadar idare eder.
Adam hemen denileni yapar. Ve akıl hastanesindeki deliye seslenir:
- Senin ne işin var tımarhanede?
Cevap müthiştir..

- Biz burada delilikten yatıyoruz kardeşim, salaklıktan değil ! . .

OKUDUYSANIZ ve BEĞENDİYSENİZ, BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞIN..
Devamını Oku...

"Ceviz ağacının dibinde

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum
Ceviz ağacının dibinde ve gölgesinde oturulmaz, adamı erken öldürür" denir. Bu söz yüzünden de ceviz gölgesinde oturmak makbul değildir...
Peki bunun neden söylenildiğini hiç düşündünüz mü?
Ceviz ağacı sülfür gazı salgılar. Havadaki diğer gazlardan daha ağır olduğu için dibe çöker ve cevizin altında oturanı sersemletir. Halkta yanlış bir kanaat olarak yerleşmiş. Oysa, Sülfür gazının ozon tabakasını tamir etme özelliği var. Sırf bu sebepten dolayı dünyadaki ceviz ağacının sayısının artırılması gerekiyormuş.
Bilgilerinize...
okuyunca paylaşalım ki daha çok kişi bilgilensin..
Devamını Oku...

FOTOAHMET ÇİNE REKLAM

Yazar Ahmet Girgin 0 yorum

Devamını Oku...